Yapıcıoğlu : ‘Memleketi kimin yönettiği değil nasıl yönetildiği önemlidir’

0
195

HÜDA PAR Genel Başkan Zekeriya Yapıcıoğlu, partisinin Adana İl Teşkilatı 2’nci Olağan Kongresine katıldı.

Kongrede, gündeme dair önemli açıklamalarda bulunan Yapıcıoğlu, HÜDA PAR olarak siyasi bakış açıları ve parti programları, ülke gündemindeki meseleleri okuma tarzları, siyasette yaşanan tarafgirlik, İslam ümmetinin içerisine düştüğü tefrika ve İslam ülkeleri üzerinde oynanan emperyalist oyunlar, CHP genel başkan adayı Muharrem İnce’nin CHP kongresinde dile getirdiği bölücü söylem, Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın şans oyunlarının cazip hale getirilmesi açıklaması, seçimde ittifak ve son olarak seçim barajı üzerindeki tartışmalara değindi.

HÜDA PAR olarak alışılmışın dışında bir muhalefet anlayışları olduğunu belirten Yapıcıoğlu, “Biz diyoruz ki, memleket doğru bir şekilde yöneltilsin, doğru ilkelerle yöneltilsin. Bizim için memleketin kim tarafından yönetildiği değil, nasıl yönetildiği önemlidir. Biz diyoruz ki, memlekette adalet hâkim olsun, haksızlıklar münkeratlar engellensin. ” ifadelerini kullandı.

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu’nun konuşmasından öne çıkan başlıklar:

“Dürüst Siyaset Gerçek Adalet’ şiarıyla Bismillah deyip ilk adımımızı attık”

“Yola çıktığımızda ‘Dürüst Siyaset Gerçek Adalet’ şiarıyla Bismillah deyip ilk adımımızı atmıştık. 2’nci Olağan Kongrelerimizi de yine “Önce İnsan, Öncelik Adalet” temasıyla gerçekleştiriyoruz.

Her insanın olaylara bir bakış açısı, dünyaya baktığı farklı bir penceresi vardır. Her bir siyasi partinin bu penceresinin ne olduğunu anlamak için onların parti programlarına bakmak gerekir. Bizim de şu parti programımızla dünyaya, kâinata, insana, insanlar arasındaki ilişkiye, eşyaya nasıl baktığımızı küçük bir risale ebadındaki kitapçıkta özetledik. İlk emri ‘oku’ olan bir inancın mensupları olarak kâinatı nasıl okuduğumuzu insanımıza, hitap ettiğimiz kitleye bu şekilde açıkladık. Eğer bir partinin bu bahsettiğim meselelere nasıl baktığını, olayları nasıl okuduğunu anlamak istiyorsanız, belki parti programını başından sonuna kadar okumanıza gerek de kalmayabilir. Şu anda Türkiye’de faal siyasi partilerin web sayfalarından parti programlarına bir bakın. Özellikle girişlerine bir göz atın, nasıl başlamış diye.. İşte biz parti programımızı kaleme aldığımızda hemen giriş cümlemiz şöyle: ‘Cenab-ı Allah dünya ve içindeki her şeyi insanoğlunun ihtiyaçları için var etmiş ve onun hizmetine sunmuştur.’ Dikkatinizi çekmiştir belki. İlk kelimesi o yüce isim. Bu bilinçli bir tercihtir. Diğerlerinin tercihleri farklı farklıdır. Saygı duyarız.

“İnsana nasıl bakmamız gerektiği konusunda bize bir istikamet çizmeye çalışıyorlar”

Herkesin dünyaya bir bakış açısı vardır. Ama şunu da unutmamak lazımdır ki, başta siyasi partiler ve basın olmak üzere çok yoğun bir çaba ile kâinata, eşyaya, insana nasıl bakmamız gerektiği konusunda bize bir istikamet çizmeye çalışıyorlar. Basın bunu çok sık yapıyor ve bunu yaparken de çok sefer siyaset kurumu üzerinden yapıyor. Siyaset te bunu çok sık yapıyor. Yaparken de basını kullanıyor. Şunu hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım. İlk emri ‘oku’ olan inancın mensupları olarak şunu unutmamalıyız ki, ilk emri ‘oku’dur, ancak ‘Yaradan rabbinin adıyla oku’. Oku; kâinata onun namıyla bak. Oku, değerlendir ama onun razı olacağı bir şekilde değerlendir. Belki bu konuda yeterince kafamızı yormadık veya bu hususlara dikkat etmediğimizden memleketteki herhangi bir meseleyle ilgili olarak çok kolay manipüle edilebiliyoruz. Çok kolay bizi bir yönlere çevirebiliyorlar. Gençler özellikle de siz çok dikkat edin, her gördüğünüze inanmayın. Zira öyle bir çağdayız ki, eğer dikkat etmezseniz Şehid Malcom X’in dediği gibi, ‘basın sizi mazluma düşman, zalime dost yapabilir.’ Biz o doğru pencereden hem eşyaya, hem insana, hem kâinata, hem topluma, hem siyasete, hem ticarete müstakim bir doğrultudan bakmaya ve ona göre yorumlar ortaya koymaya çalışıyoruz.

“Siyaset kurumu bütün bir memleketin binmiş olduğu geminin dümenine talip olmak ve gemiyi yönetmeye sanatıdır”

Birileri bizim bu duruşumuzu -bu yaklaşım tarzımızı yeterince daha önce belki anlaşılmadığı için, siyaset sahnesinde- bu kulvarda o konulara çok girilmediği için tuhaf karşılıyor olabilir. Birileri bugün A şahsının dediğinin doğru olduğunu söylediğimiz, bir başka meselede A şahsının veya partisinin yanlış yaptığını söylediğimizde bunu taaccüple karşılayabilir. Zira siyaset öyle bir hal almış ki, adeta futbol taraftarları gibi.. Evet, siz bir takımın taraftarları olabilirsiniz, siz takımınızın galibiyete ulaşması için tezahürat yapabilirsiniz. O ayrı bir şey. Fakat siyasette, sosyal meselelerde siz doğrudan yana olmak zorundasınız. Çünkü o gemide siz de varsınız. Çünkü siyaset kurumu aslında bütün bir memleketin binmiş olduğu geminin dümenine talip olmak ve gemiyi yönetmeye sanatıdır. Birileri ben bu gemiyi alayım, ben dümeninde olayım da nereye gidiyorsa gitsin diyebilir. Ki çoğunlukla maalesef Türkiye gibi devletlerde adına merkez partiler dedikleri partiler, bunu yapmak zorunda hissediyorlar kendilerini. Nedir yapmak zorunda hissettikleri şey? ‘Toplumun ortalaması ne ise biz orada duralım. Toplum hangi tarafa sürükleniyorsa biz de onları takip edelim. Yoksa bizim altımız boşalır.’ Oturdukları koltuklarından aşağı inerler diye korkuyorlar. Fakat HÜDA PAR gibi dava partisi olan, bir mefkûresi olan, insanları sahili selamete doğru götürmeye çalışanların derdi başkadır. Kimin ne dediğine bakmayız biz. Kim bizi kınıyormuş dinlemeyiz. Doğru bildiğimizi söyleriz. Doğru kimden gelirse gelsin destekleriz. Yanlışı kim yaparsa karşısında oluruz. Halkı kendimizden razı etmekten önce Rabbimizi nasıl razı edebiliriz dedik. Dedik ya herkesin bir okuyuş şekli vardır. İnsanı okuma, toplumu okuma, kâinat okuma… Biz öyle bir okuyuşla okuduk ki, bütün mahlûkatın geçici olduğunu, bu dünyanın bir imtihan yeri olduğunu, insanın imtihan edildiği şeylerin başında da, eline güç ve yetki geçtiğinde acaba adaletle davranabilecek mi? En çetin imtihanlardan bir tanesi budur.”

“Şimdi birileri ellerimize silah tutuşturup kardeşimize karşı kışkırtıyorlar”

“Biz bir ümmet idik. Biz sıkılmış bir yumruk gibiydik. Bizi böldüler, parçaladılar, birbirimize düşürdüler. Uzun süredir söylüyorum neredeyse partimizin kuruluşundan beri. Bu derdimiz devam ettiği için de söylemeye devam edeceğim. Bizim bir olma gibi bir ihtiyacımız var. Bizim birlikte olmak gibi bir mecburiyetimiz var. Evet, bizi daha önce belki kendi askerlerini göndererek, bize karşı savaştırarak topraklarımızı işgal etmeye çalışıyorlardı. Şimdi bunu da yapmıyorlar. Bunu yapmaya ihtiyaç hissetmiyorlar, yoksa bize merhamet ettiklerinden değil. Şimdi birileri ellerimize silah tutuşturup kardeşimize karşı kışkırtıyorlar. Kardeşimize karşı bizi vuruşturuyorlar. Bizi çarpıştırıyorlar. Biz ölürken onlar bize sattıkları silahlardan para kazanıyorlar. Düştüğümüz bu durumdan çıkalım diyoruz. Millet bize ‘başka derdiniz yok mu’ diyor. Ümmetin bu derdi devam ettiği müddetçe bu bizim derdimizdir. Bizim bu hastalığımız deva bulana kadar biz bu derdimizi gittiğimiz her yerde tekrar edeceğiz.”

“Muharrem İnce’yi HDP’li olmayan Kürtlerden özür dilemeye davet ediyorum”

“Malumunuz geçtiğimiz gün memleketin ana muhalefet partisinin 36’ıncı Büyük Kurultayında genel başkan adaylarından bir tanesi çıktı dedi ki, ‘HDP dokunulmazlıklar kalkmasın dediğinde bende aynı şeyi söyledim. Kürt doğru söyleyemez mi? Her zaman yalan mı söyler, arada sırada doğru da söyler’. Düşünebiliyor musunuz adam belki ne dediğinin farkında değil. Bir, onun nazarında HDP demek Kürt demek veya Kürt demek, HDP demek. Bundan dolayı Sayın Muharrem İnce’yi HDP’li olmayan Kürtlerden özür dilemeye davet ediyorum. Çünkü HDP’li olan Kürtler olduğu gibi, HDP’li olmayı kendisine hakaret kabul eden Kürtler de vardır.

“Kim bölücülük yapıyorsa bu memleketin hepsine birden ihanet etmiştir”

İki; hiçbir kavme mensup insanların tamamı doğru sözlü veya yalancı değildir. Bu densizliktir ki siz bütün bir kavmin mensuplarını yalancıymış gibi göstereceksiniz ama arada sırada doğru söyleyenler olarak isimlendireceksiniz. Bu iki husustan dolayı sizin bütün bu millete özür borcunuz var başta Kürtler olmak üzere. Sonra da diğer kavimlere mensup Türkler, Araplar ve diğerlerine de sizin özür borcunuz var. Neden, çünkü siz bu şekilde yapmakla bölücülük yapıyorsunuz. Kim bölücülük yapıyorsa bu memlekette, bu memlekette yaşayan, bu memleketin havasını soluyan; suyunu içen, ekmeğini yiyen, bu topraklarda yaşayan hangi etnik gruba mensup olursa olsun hepsine birden ihanet etmiştir.”

“Sizi insafa davet ediyoruz”

“Bizim bir maliye bakanımız var, o da yine öyle bir laf etti ki, -biz ‘yasal kumar’ diyoruz, onlar ‘şans oyunları’- ‘Yasal kumarı cazip hale getirecek çalışmalar yapıyoruz.’ diyor. Bizim bir maliye hocamız vardı üniversite yıllarında, ilk maliye dersimizde şöyle bir tarif yapmıştı maliye için. ‘Maliye, bir kazdan asgari gürültü çıkararak azami tüy elde etme sanatıdır.’ Maliye dediğiniz şey bir kazı çok fazla bağırtmadan ondan çok fazla tüy yolma işidir. Anladınız mı, kimdir o “kaz” peki? Siz, hepiniz. Evet, maliyenin gözünde vatandaş kazdır. Bir yandan Anayasası’nda içki, kumar gibi zararlı alışkanlıklardan gençliğini, insanını korumakla görevli bir devletten bahsedecek; öbür tarafta devlet eliyle, devletin maliyesine para girecek diye kumar teşvik edilecek. Bu ne yaman çelişkidir. Siz bilmiyor musunuz şu şans oyunları dediğiniz, düpedüz kumar olan şeyler şeytan işi pisliklerden bir iştir? Siz bilmiyor musunuz şu kumar illeti ailelerin köküne kibrit suyu döken, yuvaların dağılmasına sebep olan, tüccarların iflasına, insanların bunalıma girmesine sebep olan illetlerden, toplumsal hastalıklardan bir tanesidir? Öyleyken nasıl olurda siz devlet olarak bunu teşvik edeceğinizi, bunu cazibesini artıracak çalışmalar yapacağını söylüyorsunuz. Sizi insafa davet ediyoruz.”

“Siz memlekete mi çalışıyorsunuz yoksa kendinize mi?”

“Bir seçim ittifakı meselesi gündemde. Daha önce 16 Nisan’da halkın oyuna sunularak kabul edilmiş bir anayasa değişikliği vardı. Evet, şu anda 19 defa değişikliğe uğramış olsa da halen 1980 askeri cuntasının 1982 yılında dipçik zoru ile bu millete kabul ettirdiği bir anayasa halen ayakta. Son değişiklikle iskeletinin bazı taraflarını yamulttular belki, hükümet sistemini değiştirdiler. İşte o anayasa değişikliği paketinde onun yürürlüğe girmesinden yani halk tarafından kabul edilmesinden sonra 6 ay içerisinde uyum yasaları çıkarılması gerektiğini emrediyor. Kime? Meclise.. Bu süre doldu, üzerinden 4 ay daha geçti. Uyum yasaları nerede? Yok. Şimdi iki parti bir “uyum yasaları çıkarma Komisyonu” mu diyelim? Onlar, ‘Milli Mutabakat’ diyor da, çok doğru bir isimlendirme olarak gelmiyor bize. Biz nasıl bir seçim kanunu yapalım ki bundan biz istifade edelim. Siz memlekete mi çalışıyorsunuz yoksa kendinize mi? Yani siz şunu mu demek istiyorsunuz, eğer siz varsanız memleket kaimdir, bakidir. Size bir şey olursa, ya da iktidar değişirse devlet batacak öyle mi? Siz bu aklı nereden alıyorsunuz. Bu düşünceye sizi sevk eden nedir?

“Adalet mülkün temelidir”

Bakın herkes bir beka sorunundan bahsediyor. Birileri diyor ki, falanca şeyi yapmazsak bir beka sorunu ile karşı karşıya kalırız. Bazıları diyor ki, zaten şu an fiilen beka sorunuyla karşı karşıyayız. Birileri de diyor ki, bu memlekette ana muhalefetin kendisi beka sorunu haline gelmiştir. Ben buradan bütün siyaset erbabına sesleniyorum: Hepiniz yeri geldiğinde tekrar ediyorsunuz, bir söz var size hatırlatıyorum; ‘Adalet mülkün temelidir.’ Eğer siz bu memlekette beka sorunu olmasın istiyorsanız, eğer siz bu memlekette beka sorunu konuşulmasın, yaşanmasın istiyorsanız o zaman adaleti tesis edin. O zaman adaleti temin edeceksiniz. O zaman adaletten şaşmayacaksınız. O zaman şahsınızın, eşinizin, çocuğunuzun, annenizin, babanızın, ailenizin aşiretinizin aleyhine gibi görünse de adaletten şaşmamanız gerektiğini öğreneceksiniz. Şunu net bir şekilde bilin, belleyin ki adalet, mutlak surette memleketin ama aynı zamanda sizin de lehinizedir. Eğer böyle olmasaydı memleketin her camisinde, her minberde, her cuma günü imam hutbe okuduktan sonra aşağıya inmeden önce şu ayeti okumazdı. Şunu bilin ki, Allah muhakkak surette size adaleti emrediyor. Size iyilik yapmayı emrediyor, mutlak surette ama. Ve her hafta, her Cuma bu tekrarlanıyor. Ben de burası bir minber değil, fakat bu kürsüden de özellikle hükümete ve onun gayri resmi hükümet ortağına, koalisyon ortağına sesleniyorum. O yasalar için oluşturdukları komisyonlarda görevli olanlardan bir tanesi Adalet Bakanı. “Adalet” Bakanı sıfatı nedeniyle ona da hatırlatıyorum. Sakın ha adaletten ayrılmayın.

“Size tavsiyem sözlerin tamamını dinleyin ve en güzeline uyun”

Ne oldu daha birkaç gün öncesine kadar MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, ‘yüzde 10’luk seçim barajı artık tartışmalı’ derken, şimdi ittifak yapılması halinde bu barajın daha yukarıya taşınmasından bahsediyorsunuz? Kulislerde konuşulmaya başlandı. Öyleyse hadi ben size bir öneri sunayım. Madem öyle, oldu olacak bu barajı % 30’a taşıyın. Partiler tek başına girdiğinde %30’dan aşağı oy alan meclise girmesin. İttifak kuranlar da % 50+1 alsın. Yoksa meclise giremesin. O zaman ne olur biliyor musunuz? Dikensiz gül bahçesi… Sizden başka mecliste hiç kimse olmaz. Kendiniz çalar, kendiniz oynarsınız. Bunu mu istiyorsunuz? Siyaset bu mu? Doğru veya yanlış, yaptığınız her işte sizi alkışlayacak birilerini mi istiyorsunuz? Bakın buradan size bir uyarıda daha bulunuyorum. İslam’ın ilk halifesi Hazreti Ebubekir, Hazreti Muhammed’in vefatından sonra sahabe efendilerimiz kendisine biat edip onu halife seçtiklerinde, okuduğu ilk hutbede, ‘Ben doğru yaptığımda beni destekleyiniz. Yanlış yaptığımda da beni doğrultunuz’ demişti. Eğer siz yanlış yaptığınızda sizi de doğrultacak birileri etrafınızda kalmazsa, şundan emin olun hiçbirinizde ismet sıfatı, hataya düşmeme sıfatı yoktur. Eninde sonunda tökezlersiniz. Eninde sonunda düşersiniz. Size tavsiyem sözlerin tamamını dinleyin ve en güzeline uyun.”

“Bizim için memleketin kim tarafından yönetildiği değil nasıl yönetildiği önemlidir”

“Bizim muhalefet anlayışımız, siyaset alanına; siyaset anlayışımız bu memlekete hâkim olduğunda iktidarda kim olursa olsun bizim dertlerimiz asgariye inecek. Bakın muhalefet partilerinden bir tanesi geçenlerde şöyle bir laf etmişti: ‘iktidar dünyanın en mükemmel şeyini yapsa, biz eleştirmek zorundayız. Çünkü biz muhalefet partisiyiz.’ Biz böyle bir muhalefet anlayışını reddediyoruz. Böyle bir muhalefet anlayışı olmaz. Biz diyoruz ki, memleket doğru bir şekilde yöneltilsin, doğru ilkelerle yöneltilsin. Bizim için memleketin kim tarafından yönetildiği değil, nasıl yönetildiği önemlidir. Biz diyoruz ki, memlekette adalet hâkim olsun, haksızlıklar münkeratlar engellensin. Biz, o işi yapan insanlara gerekirse gider hizmetkârlık ederiz, çaycılık yaparız. Bizim o ceylan derili koltuklarda ya da daha yüksek koltuklarda gözümüz yok. Biz o koltuklara oturmak için siyaset sahnesine girmedik. O koltuklara bir şey katmazsanız, o koltukların hakkını vermezseniz, o koltuklarda oturmanız size hiçbir fayda vermez. Başından beri söylüyoruz makas değiştirmek lazım. Sadece yönetici değişecek eski tas eski hamam. Birisi kalkıp diğeri gelip oturacak; yolsuzluk devam edecek, adam kayırma, ihale takipçiliği, yetimin hakkını yeme devam edecek. Kişiler değişecek, partiler değişecek; sistem milletin değerlerine küfretmeye ya da onun değerleri ile kavga etmeye devam edecek. Ne anladık biz bu işten.

“Sistem insan merkezli olmalı ve sistem adil olmalı”

Öyle ise sistem değişmeli. Sistem insan merkezli olmalı ve sistem adil olmalı. Hiç kimseye konuştuğu dilden dolayı, mensup olduğu inançtan dolayı veya cinsiyetinden dolayı ya da memleketinden, aşiretinden dolayı ya da sahip olduğu sosyal statüden dolayı ya da gelir düzeyinden dolayı ayrımcılık yapılmamalıdır. Ne olumlu ne olumsuz anlamda. Eğer siz bir tek kişiye bile zulmederseniz o memlekete adalet yoktur. Eğer bir memlekette, o memleketin en zayıf, en kimsesiz, en fakir olan bir insanı; memleketin en güçlü, en yüksek mevkide oturan, en zengin, en yüksek rütbe sahibi olan insanından hakkını korkmadan talep edemiyorsa ve talep ettiği o hakkına kavuşamıyorsa o memlekete adaletten bahsedilmez.”